Uzmanlar, kan sulandırıcı ilaçların rastgele kullanılmaması gerektiğini vurgulayarak, II. Ulusal Hemostaz ve Tromboz Kongresi’nde hemostazın önemi, kişiselleştirilmiş tedavi yöntemleri ve hemofili farkındalığı üzerine önemli bilgiler paylaştı. Erken tanı ve gen tedavisi konularında kaydedilen gelişmeler dikkat çekti.
Hakan Kaplan, 12 Nisan 2026 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde düzenlenen kongrenin basın toplantısında, kan sulandırıcı ilaçların kullanımı ile ilgili bilim insanlarının kapsamlı bir tartışma gerçekleştirdiğini açıkladı. Altuntaş, her bireye otomatik olarak kan sulandırıcı ilaç önerilmediğini belirterek, “Bu ilaçlar yalnızca doktor kontrolünde kullanılmalıdır. Kalp hastalığı veya koroner damar problemi olmayan bireyler için kan sulandırıcı kullanımı önerilmez.” dedi.
Hemostaz ve tromboz konusundaki bilimsel gelişmelerin mevcut tanı yöntemlerini, kişiselleştirilmiş tedavi ve önleyici yaklaşımları kapsadığını dile getiren Altuntaş, kanama ve pıhtılaşma hastalıklarının artık daha iyi tanındığını ve tedavi edilebildiğini ifade etti. “Açıklanamayan kanama, morarma, ani nefes darlığı, böbrek yetmezliği veya halsizlik gibi belirtilerle karşılaşan herkesin mutlaka bir doktora başvurması gerekir.” şeklinde uyarıda bulundu.
Kongre hakkında bilgi veren Hemostaz ve Tromboz Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Sinan Demircioğlu, etkinliğin “Yaşam ile Ölüm Arasındaki Denge: Hemostaz ve Trombozun Akılcı Yönetimi” temasıyla gerçekleştirildiğini bildirdi. “Kanama ve Trombozda Güncel Paradigma: Tanı, Tedavi ve Kişiselleştirilmiş Yaklaşımlar” başlığı altında yapılan bu ulusal toplantının, hemostazın bilimsel, klinik ve toplumsal boyutlarını ele alan yenilikçi bir platform olduğunu vurguladı.
Prof. Dr. Cengiz Demir ise kongrede kanama bozuklukları, tromboz ve trombofili gibi temel konuların yanı sıra yenilikçi tedavi yöntemleri, tanı ve laboratuvar yaklaşımları üzerine de sunumlar yapıldığını bildirdi. Türkiye’deki klinik araştırmalarda gen tedavisi uygulamaları ile bazı hastalarda önleyici tedaviye ihtiyaç kalmadığını belirtti.
Kongrede, 17 Nisan’ın Dünya Hemofili Günü olarak kutlandığına da dikkat çekildi. Dernek üyesi Prof. Dr. Vahap Okan, bu günün hemofiliye farkındalık oluşturmak için önemli olduğunu söyledi. Okan, hemofili hastalarının yaşam kalitesinin, 1970’lerden bu yana kan ürünleri ve biyolojik tedavi yöntemleri sayesinde büyük ölçüde arttığını ifade etti. Türkiye’de hemofili tedavisinde son 40-50 yıl içinde önemli gelişmeler kaydedildiğinin altını çizdi. Hemofili, pıhtılaşma faktörlerinin eksikliği veya işlev bozukluğu nedeniyle meydana gelen kalıtsal bir kanama hastalığıdır ve bulaşıcı bir hastalık değildir.